16 Şubat 2017 Perşembe

Yıllardır Beklediğim Oyun : Cossacks 3

mücahit coşkun | 14:02

   Her oyuncunun, her insanın zevkleri farklıdır. Belki de çoğu insan Cossacks serisini yeni duydu "bu ne ya 3. sü mü çıkmış bide" diyorsunuz. Çocukluğumun büyük bir kısmında bu oyunun ilk oyunun oynayarak bileklerimi çürüttüm (Dirsekleri çürütmek deyimini oyunculuğa uyarladım).  Daha sonra benim gibi insanları görüp yapımcı şirket 2. oyunu çıkartmak istedi fakat ilk oyunun oynanış zevkini neredeyse hiç vermediğinden ben dahil bir çok oyuncusunu kaybetti.

   Yıllar sonra 3. oyunu duyurduklarında ne yapacağımı bilemedim ve direk oynanış videolarını izledim. İlk oyunun resmen remaster'ini yaptıklarını görünce oyun çıktığı gibi oynadım.
 
    Evet oyun neredeyse yıllar önce bileklerimi çürüttüğüm oyunun remaster'ı.


   İlk olarak biraz oyunun mantığından bahsedeyim. Cossack bir RTS (Gerçek zamanlı strateji) oyunu. 17 ve 18. yüzyıllar da ki ülkeleri ve askeri birimlerini barındırıyor. Oyun içerisinde o kadar çok birim çeşitliliği var ki sadece o birimleri tanımanız saatlerinizi alabiliyor. İster tekil isterseniz de çoklu oynayabileceğiniz modları mevcut.

   Oynanışına gelirsek klasik RTS oyunu. 6 ana kaynak var (altın,demir,yemek,odun,taş,kömür). Bu kaynakları madenler kurarak, ağaçlar keserek vs. topluyorsunuz. Kaynaklarınızı çok dikkatli kullanmanız gerekli. Her çıkardığınız birim saniye başına yemekten eksiliyor, tüfekli askerleriniz her ateş ettiğinde kömürünüzden eksiliyor, paralı asker çıkartırsanız her saniye altınınız azalıyor. Hem kaynaklarınızı ayarlayıp hem de düşmanlarınıza karşı taktik üretip savaşmanız gerekli. Hem zorlayan hemde zevk veren güzel bir oyun.


    Strateji severler bu oyunu kaçırmamalı mutlaka oynamalı. Eski tarz strateji oyunlarını geçmişe götürüp sevindirecek bir yapım kaçırmayın.

3 Eylül 2014 Çarşamba

Sanal Akademi: Sanal Roman

mücahit coşkun | 17:09

Önceki bölüm: http://deneyimlioyuncu.blogspot.com/2014/08/sanal-akademi-sanal-roman.html

1.Bölüm

Sumus bellum pro vita erat
Deinde nos, erant 'iniuriam. Non semper memoriam ...
Ductum est ante nos de luce, ad finem
"Veni!" quod dicit nobis:. Quem, ut gradiaris nobiscum habeas ...
Erat autem angelus et.
Deinde nobis per singulos ire ...
Ardentes in nos. Non timemus.
Dolor, amissae et dilexit nos ...
(Bir savaşın içindeyiz, adına hayat denmiş
Sonrasında yaralanmışız. Hatırlamıyoruz hiç bir şeyi...
Bir tünel var önümüzde, sonunda parlayan ışığıyla
"Hadi!" diyor bize. Yürümemizi söylüyor yanımızdaki...
Koruyucu meleğimiz o bizim.
Sonrasında, her adımımızda...
Canımız yanıyor. Biz korkmayanlar.
Acıdan, kaybetmekten, sevdiklerimizden...)
Çevirisi ile çıkmıştı yazı ekranda. Oyunu bitirmişti, DB’nin oynadığı oyunu…
-Bu oyun için mi seksen lira verdim yani?
Dedi deli maskeli genç. Siyah saçlarına elini attı ve gözlerini kocaman açtı.
-Ananızı Allah’a havale ediyorum lan!
Diye bağırdı ve bilgisayarın başından kalktı, yatağına uzandı. Telefonundan sosyal paylaşım sitelerinden birine girerken, Invoker’in paylaşımlarından birini gördü.
DB’nin ağzına vereceğim!
Yazmıştı. Tam tamına 285 beğeni almış bir ileti ve bir o kadar da yorum. Şu biçimdeydi yorumlar…
-Hadi aslan abim! Ağzına sıçarsın o herifin!
-O kimmiş be, dünkü sıçtığınız bok!
-Abi, şimdiden GG WP! Desin bence…
-Piyasada sizden iyisi yok be abi.
Sinirle baktı yazılanlara. Bir adamı bu kadar övmeleri… “Yürüsün gitsin götü boklu.” Dedi ve kendi yorumunu yazdı.
-Bu gece sen eline almaya hazır ol hergele!
Ardından telefonu kapattı ve kapıda asılı ceketini giydi.
“Başlıyoruz!” dedi gülerek ve seslendi evin içinde.
-Anne! Ben çıkıyorum!
Annesinin cevabını beklemeden çıktı. Asansöre binerken cebinden atılan iletilere bakmaya devam ediyordu. Bunun cevabı üzerine pek çok kişi, şimdiden laf etmeye başlamıştı bile.
-Sen kimsin lan at kafası?
-Invoker seni de öpecek. GG WP demeye hazır ol.
-Ananızın kucağına gidin bence. DB’nin hiç şansı yok.
İletilere baktı ve ciddi bir tavırla yazmaya başladı.
“Öncelikle buradaki her piç kurusuna selam ediyorum çünkü bunu hak edecek kadar o adamın arkasını yaladınız. Şimdi de şunu demek isterim ki, sizin gibi TS kanallarından yenilince ana avrat söven, ağlayan çocuklar değilim. Ayrıca sizin gibi egoist bir tavırda da bulunmuyorum ki, hepiniz bu oyunun ustası olduğunuzu sanıyorsunuz. Aksine oraya geldiğimde, elinize fareyi verdiğimde, siz annenize koşup ağlayacaksınız çünkü Night geldi ağzına sıçtıklarımın veletleri.
Ayrıca Invoker; o çocuk benim. Her şeyden önce benim cesedimi çiğnemen gerekecek.”
Bunu otobüs durağına kadar, yavaş yavaş yazmıştı. Hiç canını sıkmadan, elinden geldiğince ağırdan alarak… Ardından derin bir iç çekti ve maskesini yüzünden çıkardı. Eskiden dağlanmış çenesini ovuşturdu ve boynunu kaşıdı. Sinekkaydı yüzünü gizlemesinin sebebi yarasından utandığından değildi, insanların ona tuhaf ifadelerle bakmasındandı.
Ve şimdi de iki çift bakıyordu. Kız olan, güneş gözlüğünü yukarı kaldırmış, saçlarına takmıştı. Gözlerini tamamen açmıştı, ağzı da hafif aralık kalmıştı. Dik saçlı, üstünde kısa kollu giysili sevgilisi ile ondan daha bir ciddi ifadeyle, gözlerini aralayarak bakıyordu. Night deli maskesini yeniden taktığında, çift gülmeden edemedi. Bu sırada Night duvarı delen bir bakış attı onlara. Erkek “Ne oluyor?” havasında bir bakış attığında, otobüs yana döndü.
İkisi de körüğünde bulundukları için, dönüşten pek etkilenmemişti ama Night’in sıçrayarak vurması için ideal ivmeyi almıştı. Ve aniden yükseldiğinde, çocuk, Night’in ne yaptığını anlamamış bir biçimde, şaşkınlıktan ziyade umursamaz bir ifadeyle bakmıştı. Ve yükselen yumruğu aniden fark ettiğinde, her şeyin çok geç olduğunu anlamıştı. Şakağına yediği yumruktan ne yapacağını bilemezken boğazının çok sertçe kavrandığını fark etti alaycı çocuk.
Kızın ağzı, aynı açıklığına kavuşmuştu ve çocuk titreyerek Night’a bakıyordu. Bir şeyler yapmak istiyordu ama kalakalmıştı. Kanayan şakağı ve tıkanan nefes borusuyla, bir hırıltı çıkardığında bir anda otobüste bulunanlar deli maskeli çocuğun üstüne çullandılar ama bilmedikleri bir şey vardı.
Otobüs yeniden bir dönüş yaptığında çullananlar dengelerini kaybettiler. Kimi yere düşerken, kimi Night’in tekmesini suratlarına yiyerek zemini tattılar.
Bu sırada çocuk ve kız da kendine gelmişti. Kız, sevgilisine sarılıp, saçma sapan ifadelerle halini sorarken, Night “DURACAK” ziline bastı. Birkaç dakika sonra, araç yavaşlayarak durdu ve indi deli maskeli genç. Otobüstekiler Night’a şaşkın ifadelerle bakarken, Night yürümeye başladı yolu takip ederek.
Ve gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.

26 Ağustos 2014 Salı

League of Legends Haritaları

Cenker Karagöz | 00:06
League of Legends 27 Ekim 2009'da açılmış bir MOBA türü oyundur.Türkçe anlamı Efsaneler Ligi olan bu oyunu Riot Games piyasa sürmüştür.
Oyunun ilk haritası Warcraft III haritası olan Defense of the Ancients örnek alınarak yapılmıştır. Oyunun baş tasarımcısı Defense of the Ancients (Dota) haritasını tasarlayan  Steve Feak'dir.


SİHİRDAR VADİSİ
Başlıca League of Legends haritası olan Sihirdar Vadisi çoğu oyuncunun bir numaralı tercihidir. Sihirdar Vadisi'nde beşer şampiyondan oluşan ikişer takım üç koridorda ve çeşitli güçlendirmelerle tarafsız oyun hedeflerinin bulunduğu geniş bir ormanda karşılaşır. Bu alanın  özellikleri koridorda geçen uzun süre ve büyük çaplı takım çatışmalarıdır.

Oynanış
Sihirdar Vadisi'nin olağanüstü basit bir amacı vardır: Rakibin merkezini yok etmek. Bunu başarmak için, şampiyonların mevcut üç koridordan birinde ilerleyerek, saldırılarında rakibi yenmeye çalışmasıdır. Rakip takımın bölgesindeki her koridor, bir dizi kule tarafından korunur; kuleler merkeze(nexus) ne kadar yakınsa o kadar güçlüdür. Ayrıca bir koridordan rakibin üssüne girebilmek için, o koridordaki bütün kuleler sırayla yok edilmesi gerekir. Takım arkadaşlarıyla işbirliği yapmak zaferi en kolay haline getirir çünkü şampiyonların kendilerini bir düşman pususunun ortasında bulması hiç beklemediği bir anda olabilir.





Uğursuz Koruluk
League of Legends'a eklenen ikinci harita olan Uğursuz Koruluk'ta, üçer şampiyondan oluşan iki takım, iki koridorda mücadele eder. Şampiyonlar Sihirdar Vadisi'nden daha çok altınla başlar, böylece oyun hızlı ilerler ve sık sık takım çatışması çıkar. Koridorların arasında, haritanın ortasında kalan tek bir orman alanı vardır. Bu alandaki ele geçirilebilen sunaklar, tarafsız hedefleri ele geçirmek için mücadele etmeyi ve sık sık baskın yapmayı teşvik eder.

Oynanış
Uğursuz Koruluk haritası, iki koridor/iki orman yapısı sayesinde daha hızlı üçe üçlük çekişmelere olanak sağlar. Koridorlardan biri kıvrımlı, diğeriyse düzdür. Haritada yer alan çok sayıdaki tarafsız canavar kampı ve geniş ormanlık alanlar, pek çok takım çatışması fırsatı da yaratır. Sadece üst hattan ulaşılabilen üst orman, yüksek ödüller veren canavarlar içerir ve ormanda rastgele karşılaşma ihtimalini arttıracak şekilde bir yapıya sahiptir. Aşağı orman, ortada dar bir alanı kaplar ve rakipleri daha fazla sıkıştırma fırsatı sağlar. Uğursuk Koruluk'un diğer özelliklerinin arasında, yeni Mühür canavarları ve verdiği destekle aşağı ormanı kısa süreliğine görünür kılan bir canavar da vardır.




Sonusuz Uçurum
Bu modu League of Legends oyuncuları bulmuştur.  (''All Random All Mid''-ARAM) oyunundan ilham alan Sonsuz Uçurum'da, beş şampiyondan oluşan iki takım tek bir koridor üstünde karşılaşır. Sihirdar platformu şampiyonları iyileştirmez ve sadece şampiyonun öldükten sonra alışveriş yapabilirsin. Bu şekilde takım çatışmalarına odaklanan, saldırgan, heyecanlı bir oyun ortaya çıkar.

Oynanış
League of Legends'daki bir koridorlu twk karşılaşma alanı olan Sonsuz Uçurum'da, köprünün her iki ucunda iki üs yer alır. Köprü iki kule ve bir inhibitör tarafından korunurken, merkez bir çift kule tarafından savunulur. Amaca doğrudan gitmeyi engelleyen tarafsız bir bölge olmadığı için, Sonsuz Uçurum tüm haritaların içinde en sık ve en şiddetli takım savaşlarına sahne olur.






Kristal Kayalık
Dominion oyun modunun haritası Kristal Kayalık’tır.Bu haritada beşer şampiyonda oluşan ikişer takım, bir dizi noktaları ele geçirmeye çalışır.Bu noktaların çoğunu ele geçirmek karşı takımın merkezine yavaş yavaş hasar verir.Rakibin merkezi yok olduğunda sonuç : Zafer!

Oynanış
Kristal Kayalık'taki hedef noktaları, takıma özel kuvvetli güçlendirmeler barındıran tarafsız bir alanın çevresine daire şeklinde dizilmiştir. Her takım haritanın ortasındaki güçlü Fırtına Kalkanı'nı alabilir. Ayrıca maç boyunca takıma görevler verilir. Bu görevleri yaparak tüm takıma önemli güçlendirmeler kazandırılabilir.




Ben yeni yazar Cenker. Bir daha ki yazıda görüşürüz..

21 Ağustos 2014 Perşembe

Sanal Akademi: Sanal Roman

mücahit coşkun | 04:18

Önsöz 

   Bu roman Onat Kocabaşoğlu tarafından yazılmıştır. Her 2 haftada bir bölümleri yayınlanarak tamamlanacaktır. 
   Romanın konusu E-sporcu yetiştiren hayali bir okulda ki öğrencilerin çekişmesini ve maceralarını anlatmaktadır. İyi okumalar.










   Nişan aldı ve bir atışta çürümüş etli, gri tenli, gözlerinin feri sönmüş adamı indirdi pompalı tüfeğinin tek atışıyla. Atış için tekrardan çekerken pompa kısmını, aniden elleri dikenli tellerle bağlı, deli gömleği giymiş, kel, gözleri bir o yana, bir bu yana kayan bir adam atladı üstüne.
Adamın savurduğu kolları, çocuğun beyaz kapüşonlusunun ön kısmını yırtarken, ikinci ateşleme ile savruldu bir kenara. Kan kusarak can verirken, çocuk tekrardan çekti pompa kısmını silahının. Bu sırada da yürümekteydi basık, çürümüş yeşil rengindeki kanalizasyonda. İster istemez dudaklarından bir iki mırıltı döküldü:
-Tanrım, buralara da mı düşecektim?
Bu sırada, aniden her şey dondu. Beyazlara bürünmüş, silahlı çocuğun hareketleri, nefesleri dâhil… Tabii bunu o değil, ekranın başındaki kişi görüyordu.
-Bu gece bu kadar yeter.
   Dedi ve oyunun ana ekranının en altındaki “Çık” butonuna bastı. Oyun kendi kendini kaydedip kapanırken, ekran görüntülerinden biri daha belirdi oyuna dair olan.
   Yüzü kanlar içinde olan, oyunun ana karakteri, elindeki bir bıçakla, sol omzuna saplanmış olan devasa bir dikeni çıkarıyordu. Bir Amerikan tarzı dört çekerin üstüne oturmuştu. Sol tarafta kanlı harflerle “FE4RL3SS” yazarken, aniden ekran görüntüsü kapandı ve bilgisayarın ana ekranı geldi. Alt tarafta, Skype’dan 5 mesaj gelmişti oyuncuya. İkisi, sevgilisindendi. Beyaz tenli, sarışın, mavi gözlü ve biraz da aptal bir kızdı. Lakabı Julietta’ydı, en azından Skype isminde yazan oydu.
İkisi de oyun oynayan bir arkadaşındandı. Ama sonuncusu… Bilinmeyen bir kullanıcıdandı. Arkadaşları arasında değildi, kullanıcı görüntüsü yoktu. Ve sadece şu yazıyordu.
“20.09.2018 Sanal Akademi Başvuruları Açıklandı! İnternet Sitemizden Öğrenebilirsiniz!”
-Sanal Akademi mi?
Diye mırıldandı oyuncu. Bu da neydi şimdi? Yeni bir şakaydı herhalde.
Sonra tahta, koyu kahverengi bilgisayar masasının başından kalktı yavaşça ve koridora yöneldi. Yavaş ve ağır adımlarla, yürürken yavaşça döndü ve mutfağa girdi. Bu sırada telefonundan bir ciyaklama sesi yankılandı. Anlaşılan çıkma vakti gelmişti dışarıya.
-Ah! Hayır!
   Dedi ve daha eline yeni aldığı su bardağını hızlıca mermer tezgâha bıraktı ve odasına koştu geniş adımlarla. Üstüne beyaz bir gömlek aldı, altındaki kumaş pantolonunun kemerini biraz sıktı. Bordo kravatını aramak için dolabını açtığında aniden üzerine çöken onca pijamayı hızlıca yatağının üstüne fırlattı. Kravatı diplerden çıkarıp takarken, ikinci kez ciyaklama sesini duydu.
-Tamam! Anladık! 
Dedi kızarmış gözleri ile sol cebine bakarak. Şu oyunlar onun bir gün sonu olacaktı anlaşılan. Eğer alarm olarak bir oyundan çıkma bir yaratığın sesini kullanırsanız, gerçekle hayali ayırt edememeye başlarsınız.
Hızla üzerine paltosunu alıp, çıkarken evden, bu sırada, metalik bir melodi kulaklarında yayıldı. Hızla telefonunu cevapladı oyuncu:
-Hey, yine FE4RL3SS mi oynadın gece gece?
-Beni bilirsin, oyunlardan asla vazgeçmem.
-Hadi ama Gencer, bu gidişle tüm gün uyuyacaksın.
-Sen onu bunu bırak, Sanal Akademi saçmalığı beni de vurdu…
-İşte, onun için arayacaktım seni.
Ve bu sırada aniden hat koptu. Gencer, “Alo? Alo!” demesine rağmen, hattın gittiğini anlayamadı bir iki dakika boyunca. Ardından yeniden aramak aklına gelirken arkadaşını, bir anda elini havaya kaldırdı. Caddeye varmıştı ve sedan tipte, sarı bir taksi yanından hızla geçmişti. Aniden fren yaparak durduğunda, Gencer’in elini gördüğünde, hızla koştu oyuncu ve aracın arkasına bindi hemen. Araç, patinaj yapıp hızla caddede ilerlemeye devam ederken, Gencer, adresi vermişti çoktan ve telefon konuşmasına devam etti.
-Peki, anlat bakalım şu zımbırtıyı…
-Kanka, E-Spor ile ilgilenen oyuncuları yetiştirmek için, böyle bir akademi açmaya karar vermişler. Ana sitesindeki elemanlardan biriyle konuştum. Bayağı baba kişiler var.
-Sen ciddi misin?
-Defenders of Legends’in Türk Liginden Charia ve Desmond ile konuştuk oğlum sen o korku oyununu oynarken.
Gencer, suratında şaşkın bir ifadeyle dışarıyı izlerken, taksici dikiz aynasından gözleri ile süzdü onu.
-Bir şey mi var beyim?
Diye sorarken, Gencer kendine geldi ve başını iki yana salladı. Bu sırada kulağı hala telefondaydı.
-Senin FE4RL3SS’in yapımcısı Gökhun Tekçetin açıklamasını yapmıştı, hatırladın mı? Hatta şunu demişti –ki burada sesini kalınlaştırıp konuşur- “Eğer bu işi yaparlarsa, tüm maddi destekleri benim şahsi kaynağımdandır.” Diye… Adamlar dün gece MultiPlayer’a çıkıp açıklamalarını yaptı. Senin haberin yok mu?
Gencer gözlerini ovuşturdu. Şimdi az önce saçmalık dediği şey, E-Spor oyuncusu yetiştirecek olan bir okul muydu yani?
-Hayır kardeşim. İzlemedim.
-Aşk olsun sana. O oyunu bitireceğim diye bir yerlerini yırtacaksın yakında.
-O değil de, demek gerçek şu Sanal Akademi Saçmalığı, ha?
Bu sırada taksi de durmuştu olduğu yerde. Gencer, kısacık saçlarına ellerini atarken, uzun parmakları ve temiz tırnakları kaşımaya başlamıştı başını. Derin düşüncelere boğulmuştu. Eğer bu gerçekse, yani gerçek olmasının imkânı var mıydı?
-Aynen kardeşim. Bu gerçek… Uzun zamandır hayal ettiğin bir okul, artık var.
   Bir kahkaha attı Gencer. Yeşil gözleri parlamıştı. Bir iç çekti ister istemez. Sanal Akademi tam olarak neydi, araştırması lazımdı. Ama sıradan bir iş olmadığı kesindi. Olamazdı da… Sadece oyuncu yetiştirecek bir okulun olması sanıldığından daha saçma bir iş gibi gözükse dahi, düşüncesi bile insanı heyecana boğuyordu. İşin sonunda garanti bir E-Spor oyuncusu olunacaksa, Neden girmeyelim bizde, diye düşündü Gencer.
Bu sırada araç hareket etmeye başlamış, yolunda ilerliyordu. “Demek E-Spor oyuncusu yetiştiren bir okul…” diye düşündü Gencer. “E-Spor işi ne kadar garantili ki? Sonuçta her okuyanın bir işe sahip olması şart. Oyunlar ne kadar karnını doyurabilir?”
Düşünceler zihninde uçuşurken kelebekler misali, taksici mırıldandı:
-Vardık evlat.
   Gencer, cebinden çıkardığı parayı taksiciye uzatıp, araçtan indi. “Üstü kalsın.” Diye bağırıp sol elini kaldırırken, binadan içeri girdi.
Bir apartman holündeydi, kapıdaki görevli bilgisayarının başında Defenders of Legends oynuyordu. Henüz yeni başlamıştı oyuna. Tahta bir masanın üzerinde, zoraki çeken bir internetle bu oyunu oynayabilmesine hayret eden Gencer, “İyi günler.” Diye selam verip asansöre binerken, kapıdaki görevli şaşkın bakışlarla çevresine baktı ve sarı, uzun saçlarını karıştırdı kaşıyarak. Ardından da oyununa, Tank sınıfı görevine devam etti.
   Gencer küf kokan, dar asansör ile yukarı çıkarken aynada kendisine baktı. Üstündeki palto ona bol geliyordu. Bir iç çekti ve bu sırada asansörün durduğunu hissetti. “Ve yine sıkıcı bir iş günü…” diye mırıldanırken asansörden çıkıp iş yerinin zilini çaldı.
Kapıda iki dakika bekledikten sonra, ağzında tam anlamıyla geviş getirirmişçesine sakız çiğneyen, sarışın, mavi gözlü ve büyük göğüslü bir bayan çıktı. Üstündeki neredeyse iç çamaşırını bile gösterecek kadar kısa olan kırmızı, lüleli elbisesi ve elindeki android tipindeki pahalı telefonu ile şehrinizin lüks mekânlarındaki kalitesiz, tek gecelik ilişki kadınlarına benziyordu.
-Patron!(Burada O harfini uzatarak söylemişti.) Senin yakışıklı geldi.
-Kızım demesene şöyle…
Ayaklarına kapının önündeki galoşlardan alıp, giyerken, patronu da gelmişti Gencer’in. Şık, kırmızı bir takım elbisesi, ağzında purosu ile tam zengin züppeleri andırıyordu. Uzun, gri saçları, gözündeki büyük güneş gözlüğü ile tam görgüsüz adamların tanım haliydi.
-Gencer! Oğlum…
-Patron, lütfen.
Dedi Gencer yüzünü buruşturarak.
-Yazı hazır mı evlat?
Dedi patron sevecen bir tavırla. Gencer gözlerini kocaman bir açtı önce. Ardından da iç geçirdi.
-E-Posta ile size attım efendim.
-Aferin, böyle devam…
Dedi gülerek patronu ve koridordaki önünü açtı. Gencer hızla çalışma odasına giderken, derin bir iç çekti.
-Buradan ne zaman kurtulacağım?
Diye mırıldanırken, bilgisayarının açık olduğunu fark etti. Ve başında da küçük bir kızın olduğunu…
Siyah, dalgalı saçlı ve kahverengi gözlü, yuvarlak yüzlü ve üzerinde beyaz bir elbise olan bu kız, masasına bir zarf bırakmıştı Gencer’in. Ve bilgisayarın başında Age of Republics adındaki strateji oyununu oynuyordu.
Gencer hızla bilgisayarının ekranına bakmak için kızın yanına gitti ve bağırdı:
-Hesabımın şifresini nasıl öğrendin lan?
Kız umursamaz bir tavırla cevapladı:
-Çok kolay şifre koyuyorsun. 11 haneli kombinasyonlarımın 5.denemesinde başarılı oldum. Sana tavsiyem, özel bir şifre koyman. 
Gencer, aşağıdaki görevli gibi şaşkın bir biçimde ekrana bakarken, oyunda “Kazandınız!” yazısı çıktı İngilizce olarak. Oyunu kendi hesabı ile oynaması yetmiyormuş gibi, duydukları karşısında da irkilmişti. Nasıl bir çocuk, hem de o yaşta ki muhtemelen 10 yaşındaydı en fazla, bunları nasıl söyleyebiliyordu ki? Üstelik ondan dereceli bir adamı yenmişti oyunda.
-Söylesene, sen nereden çıktın?
Dedi Gencer meraklı bir tavırla. Şimdi, siyah zarfa meraklı meraklı bakıyordu. Kırmızı bir pulla mühürlenmişti ve simli bir kalemle “Rektör Okan’dan” yazıyordu.
-Sanal Akademi…
Dedi kız bozuntuya vermeden.
-Hadi oradan!
Dedi Gencer gözlerini açarak. Kesin bu işte bir iş vardı. İşin aslı, onu nasıl bulmuşlardı? Önce merak ettiği konu buydu. Kız yavaşça tekerlekli sandalyeden kalkarken, kibirli bir tavırla arkasını döndü Gencer’e ve elini sallayarak çıktı odadan.
-Çattık yahu!
Diye bağırmadan edemedi Gencer. Ardından önce oyun lobisine girdi Age of Republics’de, ardından da açık olan arkadaşlarından birinin profiline girip, mesaj attı.
-Sana da o zarf geldi mi?
Sonra zarfa elini attı. Yazıyı okuduktan sonra, pulu dikkatlice sökmeye çalıştı ama başarılı olamadı. Zarfın kapağından biraz yırtılırken, içindeki sarı saman kâğıdını çıkardı. Katlanmış olan davetiyeyi açtı ve okumaya başladı.

Merhaba Oyuncu;
   Eğer bu davetiyeyi aldıysan, muhtemelen bir başarın vardır bir oyunda ve akademimiz bu başarını yakalamıştır.
Eğer kendini oyunlara adadıysan, burası tam sana göre…
Bize gel ve ailemizin bir parçası ol.
Gencer, adresini de okurken, attığı mesaja cevap geldiğini fark etti.
-Geldi…
“Demek başarılı oyuncuları toparlamaya çalışıyorlar.” Dedi bilgiç bir tavırla. Davetiyeyi, paltosunun iç cebine koydu. Bu sırada ayağa kalktı oturduğu bilgisayarın başından ve mantosunu yavaşça çıkardı. Bu sırada iki adımda vardığı askılığa mantosunu astı. Bu sırada arkadaşından mesaj gelmişti.
-Gidecek misin?
Hemen yazısını yazdı.
-Gideceğim kanka. Buluşma saatinde orada olursun.
-Umarım sen orada olursun. 
Bir iç çekti ve gülümsedi. Bu işi sevmeye başlamıştı. Ne olacaktı acaba işin sonu? Buluşma saatine daha altı saat vardı. Akşam açılacak olan bu akademi denen yerin adresine de baktıktan sonra tekrardan, açık olan oyunu kapattı.
Kapanış ekranında klasik müzik ve birkaç çiftin dansı ile kapanırken oyun, tekrardan telefonu çaldı Gencer’in. Arayan gizli bir numaraydı.
-Bu da ne şimdi?
Diye mırıldanırken telefonu açtı ve elinden geldiğince pozitif bir sesle cevap verdi:
-İyi günler.
-Gencer Bey. Nam-ı diğer DB…
Şaşırmıştı. Lakabını bilmesine değil, gerçek ismini bilmesine…

-Ben Sanal Akademi Başkanı Okan Güçverir. GPerson, Fearless’ten. (FE4RL3SS) 
“GPerson” lakabını duyunca allak bullak oldu. Ve birkaç ay öncesini hatırladı.
Bir Oyun İçi Klan Maçı Sırasında…
+Abi tutun o lanet koridoru!
-Bırak git ben o adamı vuracağım!
+Oğlum adamda AWP var. Nah alırsın sen onu!
-Onu s… Hadi lan oradan!
+Ben sana dedim oğlum!
-“Oğlum” lu konuşma aslanım.
+Konuşursam ne olur lan?
-Görürsün birkaç ay sonra…
Konuşma Sırası…
-Şimdi gördün mü kardeşim?
DB ister istemez yutkundu. Sorun telefonunu bulmakta değildi. Sorun onu bulması da değildi. Neden basit bir konuşmayı ciddiye alacak kadar araştırma yapmıştı? İnternet ağından adresini bulması kolaydı aslında. Oyun yöneticileri ile konuşursan verirdi insanlar. Para ile caydırmak kolaydı.
-Korkma üstad. Ben öyle kolay biçimde sinirlenen biri değilim. Amacım seni korkutmak da değil.
-Peki, neden beni aradın? Neden buldun?
-İyi oynuyordunuz. Gerçekten de iyi… Ne var ki sizden de iyileri vardı ama sizi de buraya almak istedim. Sadece atmosferi görüp, neleri kaçırdığını görmeni istedim.
DB bir kahkaha attı ister istemez. Neşesi sönük ama alaycı bir gülüş…
-Yani egonu tatmin etmek için beni buraya davet ediyorsun.
-Aslında hayır.
Dedi ciddi bir tavırda okul rektörü GPerson ve devam etti. “Klan lideri orada seni de görmek istedi. Her şeyin sebebi bu…”
DB istemeden de olsa yutkundu. Klan liderini tanıyordu. Televizyondan, internetten...
-Invoker mi?
Dedi korku dolu ve şaşkın bir ifade ile.
-Evet birader. O adam seni de görmek istedi. O maçta onu kurtarmadığın için seninle kapışmak istiyor.
İster istemez titredi DB. Oturduğu deri koltukta iyice küçüldü.
-Sizi bana sayıyla mı verdiler ya?
Dedi titrek bir sesle.
-Af buyur, diyecekti ki GPerson. Bir anda hat gitti.
   Derin bir nefes aldı. Bir klan maçını bu kadar ciddiye alacak insanları tanımamıştı hayatı boyunca. İnsanlar gerçekten de oyunları ciddiye alıyordu ama niye? O oyundan para kazansan dahi, ün yapıp sanal âlemde ünlü olsan dahi… Neden? Yaptığın sanal emeklerin ciddiye alınmamasında ise üzülmek, sallaması daha iyi olmaz mıydı insan için?
   Ama bazı insanlar gerçekten de bu tip oyunlara, acayip derecelerde paralar yatırıyordu, günlerce başında kalıyorlardı. Toplu konuşma ortamlarında arkadaşlar ediniyorlardı, bu arkadaşlarla bile ticaret yapıyorlardı. Düşmanlar ediniyorlardı, klanlar birbiri ile kapışıyordu, bu rekabetler bile çok ciddi işlere binebiliyordu. Gerçekte birbirini dövmeler şeklinde… Peki, gerçekten de işi ciddiye almak, sırf klan maçında bir adamı kurtarmak yerine başka adamı vurmak yerine ondan iyi olduğunu düşünmek…
Bunu aklı almıyordu.
-Peki, madem, diye mırıldandı, demek kapışmak istiyor; o klavyeyi eline vereceğim namussuzun!
Ve bundan sonraki iş saatlerini çevirilere odaklanarak, yeni makaleler yazıp başka yerlere yollamakla, birkaç yabancı işverenle görüşmekle geçti. Arada patronu ile sohbet etti kısa sürelerle. Yanında çalışan bir yerleri sürtük kız konuştu, laf etti.
Ve işten, saat altıda çıkarken, telefonu çaldı yeniden. Yine özel numaraydı ama bu sefer bir sürprizle karşılaşacaktı.
-İyi akşamlar DB usta!
Şaşırmıştı. Lakabı ile seslenen ikinci kişiydi.
-İyi akşamlar. Siz kimsiniz?
-Ben WindBreaker.
Bu lakabı hatırlamıştı ve hatırlayınca tüyleri diken diken oldu. Hem bayan bir oyuncuydu, hem de oynadığı korku oyununun en iyi klanının oyuncularından biriydi.
-Merhaba…
Diye şaşkınca karşılık verirken, konuşmaya başladı WindBreaker.
-Invoker çok affedersiniz de canınızı çok yakacak. Sanırım arkanızı önce tekmeleyecek, sonra tecavüz edecek.
-Ya! Herkesin haberi nasıl oluyor bu kadar çabuk?
Bunu bağırarak söylerken, kızın sesi değişti ve bir anda sinirli, biraz daha kalın bir sese dönüştü.
-Bana sesini yükseltme yoksa ondan önce seni ben sikerim!
DB’nin gözleri büyüdü bir anda. Normalde tehditleri ciddiye almaması lazımdı ama bu kadar ciddi bir sesi de kaile almaması mümkün değildi.
Sonra ses aynı neşeli, kız sesine büründü.
-Her yere anket dağıttılar! Hatta sizin postanıza benden öpücük izli bir tane bıraktım.
DB, şaşkın bir biçimde otobüs durağına yürürken dinlemeye devam ediyordu. Aniden birine çarptı.
-Çok pardon!
Diyecekti ki gördüğü kişi karşısında birden donakaldı.
Ağzı bir deli tasmasıyla kapatılmış, bir takım elbiseli, uzun boylu bir genç vardı karşısında. Yol boyunca sürekli yere baktığı, kendini ezik hissettiği için kendisi dikkatini toparlayamıyordu.
Genç, “Sus” işareti yaptı önce. Demirlikli ağzına götürdüğü işaret parmağı ile sonra kulağını gösterdi ve yürümeye devam etti. Gri takım elbisesi ona tam oturmuştu ve o deli maskesi ile tamamen sırıtıyordu herkesin içinde.
Genç arkasını dönüp yürümeye devam ederken, karşıdaki telefonu kapatmıştı bile. Anlaşılan kendini o çocuğa fazla kaptırmıştı DB.
-Pekâlâ… Kapışma zamanı…
Diye mırıldandı ve o akademi denen yere gitmek için son hızla ilerlemeye devam etti.

19 Haziran 2014 Perşembe

Runescape: Eski Combat Sistemine Dönüş!

mücahit coşkun | 15:50
   10 yıldan uzun süredir aktif olan MMO Runescape son zamanlarda oyuncu kaybetmeye başladı. Yakın tarihte en çok üyesi bulunan MMO ödülü almasına rağmen (200 milyondu sanırım anımsayamadım)
son zamanlarda yaptığı güncellemeler ile benim gibi birçok oyuncuyu oyundan soğuttu. Kimileri çok sevdi yeni güncellemeleri. Belki bu yazıyı okuyan bazı kişilerde yeni güncellemeleri sevmiş olabilir ama ben ve tanıdıklarımın pek sevdiği söylenemez.




NEYSE

   Giriş cümlelerini okumayı sevmeyenler direk buradan başlasın diye büyük bir 'neyse' koydum dikkat çekmek için. Oyunun yapımcısı Jagex şirketi eski Dövüş(Combat) sistemini özleyenler için yeni bir mod çıkarttı. Legacy Mod.


   Yukarıdaki tabloda 2011 Combat sistemi, EOC, 2014 yazındaki EOC ve yeni getirilen Legacy mod karşılaştırılmış. Konumuz Legacy mod olduğu için Legacy mod'a neler geliyor bakalım.

  • 2011 yılındaki 'Top level interfaces' yani arayüz Legacy modunda olucak. 
  • 2011 yılındaki tuş takımı aynı şekilde olucak. 
  • Eski Combat sistemini seven oyuncuların kaldırılmasını istediği 'abilities' yani vuruş yetenekleri kaldırılacak.
  • Max. 200 level yerine eskisi gibi 138 level olunacak.
  • Special attack yani özel saldırılar geri dönüyor.
  • Vuruş şekilleri 2011 deki Combat sistemiyle aynı.
  • Saldırgan yaratıklar olacak
  • Eşyalar eski tarzları ile değil yeni tarzları ile olmaya devam edecek
  • Prayer savunması 50% (25% pvp)
  • Animasyonlar ve modeller değişmeyecek
   Legacy mod'un betası 16 haziranda açıldı. Beta da henüz tüm vaad edilenler gerçekleştirilmedi ama beta bittikten sonra tablodakileri birebir göreceğimizi umuyorum.


   Legacy mod'u beraber oynamak isteyenler yorum kısmında belirtebilir birlikte oynarız. Yazıyı okuduğunuz için teşekkürler.

28 Nisan 2014 Pazartesi

2. Dünya Savaşında Karanlık Günler : The Saboteur

mücahit coşkun | 09:49
   2. Dünya savaşı sıralarında İrlandalı bir karakteri yönlendiriyoruz. Karakterimiz Almanya'nın işgal ettiği Fransa'nın işgalden kurtulması için büyük bir mücadele veriyor...
   Oyunu hiç bilmeden sadece bir arkadaş önerisi ile başladım. Oyun açıldığında siyah beyaz bir ekranla karşılaştım.(İçimden oyun harbi çok mu eski diye geçirmedim değil...). Oyunda ilk görevi tamamladıktan sonra ekranın siyah beyaz ve sadece kırmızı renklerin yoğunlukta olmasının sebebi Nazilerin o yıllarda Fransızlar için ne kadar çok zorluk çıkardığını temsil ediyormuş. Güzel bir özellik olmuş.
   Oyun tabi ki tamamen siyah-beyaz ilerlemiyor. Fransa'nın sokaklarını Nazilerden kurtardıkça etraf renklenmeye başlıyor.

   Oyun birkaç oyunun Birleşimi gibi. Örneğin Assasin's Creed oyunun da ki gibi çatılara,kulelere,binalara tırmanabiliyor, saklanma noktalarından yararlanarak askerlerden kurtulabiliyoruz.


   Oyun birkaç oyunun birleşimi gibi demiştim bu konudan biraz daha bahsedeyim. Oyunda öldürdüğünüz askerlerin kıyafetlerini alıp asker numarası yapabiliyordunuz. Bu özelliği ilk olarak Hitman oyununda görmüştüm bu oyuna da eklenmesi zevk katmış.
   Oyunda ki araç çeşitliliği gayet yeterli olmuş. Neredeyse Mafia oyununda ki gibi araçları kullanması gerçekçi ve zevkli. Oyunda araçlara parçalar ekleyerek daha sağlam ve hızlı olmasını sağlayabiliyorsunuz. Araçları kullanırken en sevdiğim özelliklerden biri radyoydu. Oyunun müzikleri gayet uyumlu ve güzel olmuş.


   Yazının başında oyunun türünden vs. bahsetmeyip direk oyunun içeriğine daldım. Oyun bir Sandbox. Açık bir dünya da gezinebiliyorsunuz. Gayet büyük bir haritası var. Sandbox oyunlarında dolaşmaktan hoşlanıyorsanız bol bol gezebileceğiniz büyük bir harita var.
   The Saboteur da Mücadelenizi tek başınıza vermiyorsunuz elbette. Size destek olabilecek kişilerle konuşup görev alarak isyanın daha da büyümesini sağlıyorsunuz. Başınız sıkıştığında bazı isyancı arkadaşlarınızı size destek olması için yanınıza çağırabiliyorsunuz.

   Tam olarak bir para sistemi olduğu söylenemez. Görev yaptıkça, düşman araçlarını,malzemelerini yok ettikçe puan benzeri şeyler kazanıyorsunuz. Bu puanlarla silahlar,araç parçaları,yükseltmeler alabiliyorsunuz.
   Oyunda çok ince ayrıntılarda konulmuş örneğin bir Nazi askerinin önünde Fransız bir sivili istediğiniz kadar canice öldürün tepki dahi vermiyor.(Bug da olmuş olabilir bende ama en az 10 kez yaşamışımdır bu olayı).


   Umarım oyunun ağır fanatik severleri yoktur. Çünkü oyunu bayağı başka oyunlara benzettim. Bunlar sadece benim görüşlerim.
  Oyunu oynayıp bitirdikten sonra Oyun-Çeviri tarafından hazırlanmış Türkçe yamayı fark ettim. İsteyenler oyunu Türkçe olarak ta oynayabiliyor. İyi oyunlar


16 Nisan 2014 Çarşamba

League Of Legends Sözlüğü

mücahit coşkun | 12:21
League Of Legends oynarken hiç anlamını bilmediğiniz bir kelime veya kısaltma ile karşılaştınız mı? Eğer böyle bir şey ile karşılaştıysanız bu yazı tam size göre!









Ad:(Attack Damage) Saldırı gücü kullanan şampiyonlar.

Ap:(Ability Power) Yetenek gücü kullanan şampiyonlar.

ARAM:(All Random All Mid) Rastgele seçilen şampiyonlarla tek bir koridorda oynanan oyun modu.

B:(Base) Merkeze dönmek.

Baron:Sihirdar Vadisi haritasındaki en güçlü tarafsız canavar.

Bot:(Bottom) Alt koridor.


Combo:Yetenekleri art arda kullanmak.

Creep:Minyonun diğer adı.

Feed:Rakip takıma bilinçli veya bilinçsizce fazla ölmek ve onlara para kazandırmak.

Gank:Baskın yapmak.

GG: İyi Oyundu!

GJ: İyi İş! Aferin!

Lane:Koridor.

Mid:Orta Koridor


Noob:Acemi oyuncu

SS:Bir düşman şampiyonun koridordan ayrıldığını belirtir.

Top:Üst koridor

Ward:Totem.

WP:İyi Oyundu.  
GG=WP.

Tank:Can ve Zırh değeri yüksek olan şampiyonlar.

Deneyimli Oyuncu'nun Blogu © 2013. All Rights Reserved | Powered by-Blogger

-